Jeopolitik gelişmeler, tedarik zinciri baskıları ve Çin’in vergi reformu, güneş paneli fiyatlarında yeni bir artış dalgasının sinyalini veriyor. Özellikle Orta Doğu’daki gerilimler ve küresel hammadde maliyetlerindeki yükseliş, sektörde maliyet baskısını artırırken, yatırımcılar için “şimdi mi, sonra mı?” sorusunu yeniden gündeme taşıyor.
Son 10 yılda güneş paneli maliyetleri yaklaşık %90 düşerek güneş enerjisini dünyanın en ucuz elektrik kaynaklarından biri haline getirdi. Avrupa Birliği’nde güneş enerjisi, 2024 itibarıyla elektrik tüketiminin %23’ünden fazlasını karşılayarak enerji dönüşümünün merkezine yerleşti. Aynı dönemde batarya maliyetlerindeki düşüş de bu dönüşümü destekledi.
Ancak bu olumlu tablo kırılgan. Avrupa’nın güneş paneli tedarikinde %98 oranında Çin’e bağımlı olması, fiyatları doğrudan dış politikalara açık hale getiriyor. Çin’in 2026 itibarıyla güneş ürünlerindeki KDV teşviklerini kaldırması, modül fiyatlarında yaklaşık %10’luk bir artış beklentisini beraberinde getiriyor. Buna ek olarak gümüş, bakır ve lityum gibi kritik hammaddelerde yaşanan sert fiyat artışları da maliyetleri yukarı çekiyor.

Özellikle gümüş fiyatlarının 2026 başında kısa sürede %150’den fazla artması, panel üretiminde önemli bir maliyet kalemi haline geldi. Uzmanlara göre bu artışların etkisi yaz aylarından itibaren son kullanıcı fiyatlarına daha net yansıyacak. Toplamda bazı bileşenlerde %15-20 seviyesinde fiyat artışları öngörülüyor.
Buna rağmen talepte düşüş beklenmiyor. Artan fosil yakıt fiyatları ve enerji güvenliği kaygıları, haneler ve şirketler için güneş enerjisini hâlâ cazip kılıyor. Nitekim Avrupa’da birçok ülkede panel ve batarya talebinde son dönemde ciddi artış yaşandı.
Uzmanların ortak görüşü ise net: kısa vadede fiyat artışları kaçınılmaz olsa da, güneş enerjisi hâlâ tarihsel olarak düşük maliyetli. Bu nedenle mevcut fiyat seviyeleri, yatırım yapmak isteyenler için hâlâ avantajlı bir pencere sunuyor.
Kaynak: Euronews

