İran’a yönelik savaşın tetiklediği enerji krizi, Avrupa’da hem fiyatları sert şekilde yükseltti hem de tüketici davranışlarını hızla değiştirdi. Petrol fiyatları yüzde 50’den fazla artarak varil başına 116 dolara çıkarken, Hürmüz Boğazı’ndaki daralma günlük yaklaşık 20 milyon varillik arzı riske attı. Aynı dönemde Avrupa’da referans doğal gaz fiyatı olan Hollanda TTF’de yaklaşık yüzde 70’lik artış yaşandı. Bu tablo, fosil yakıtlara bağımlılığın ekonomik ve jeopolitik risklerini yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Artan maliyet baskısı, özellikle hane halkını ve küçük işletmeleri alternatif çözümlere yönlendirdi. Birleşik Krallık’ta ısı pompası satışları mart ayında yüzde 50’yi aşarken, güneş paneli ve EV şarj cihazı talebinde de belirgin artış görüldü. Benzer şekilde Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde güneş enerjisi ve batarya sistemlerine olan ilgi hızla yükseldi; bazı şirketler talebin neredeyse iki katına çıktığını bildiriyor. Tüketiciler giderek kendi enerjisini üreten ve depolayan “mikro üretici” modeline geçiyor.
Enerji krizinin bir diğer yansıması da ulaşım sektöründe hissedildi. Akaryakıt fiyatlarındaki artış elektrikli araçlara olan ilgiyi keskin biçimde artırdı; ikinci el pazarında satışlar neredeyse ikiye katlanırken, birçok Avrupa ülkesinde talep haftalık bazda ivmelenmeye devam ediyor. Norveç gibi pazarlarda elektrikli araçlar, dizel araçları geride bırakarak en çok tercih edilen seçenek haline geldi.
Tüm bu gelişmelere rağmen, bazı çevreler fosil yakıt üretiminin artırılmasını savunmaya devam ediyor. Ancak yapılan analizler, yenilenebilir enerjiye dayalı bir sistemin hane halkı faturalarında çok daha yüksek tasarruf sağlayabileceğini ortaya koyuyor. Bu da Avrupa’da enerji güvenliği tartışmasının giderek daha fazla “yerli, temiz ve kontrol edilebilir” kaynaklara kaydığını gösteriyor.
Kaynak: Euronews

